Kunduz da elimizden giderken
Sonuçta Vezirköprü’den Kunduz Soğuksu’ya doğru giden hemen herkesin dikkatini çeken en hafif tabiriyle oldukça seyrekleştirilmiş bir orman kaldı elimizde.
Vezirköprü’de eskiden beri en çok gitmeyi sevdiğim yerlerin başında Kunduz gelirdi.
Tertemiz doğa, yemyeşil ağaçlar ve mis gibi bir hava…
Çocukken Kunduz ormanlarının Vezirköprü’nün hemen çıkışından itibaren başladığı hikayesini de dinlemiştim.
Daha sonra Osmancıkla Vezirköprü arasındaki Kunduz ormanları sınır problemlerini dinledim, hem de Vatandaş Gazetesi’nde okudum.
Kavga aşamasına gelen tartışmaların, zamanın kaymakamlarının Vezirköprü halkının arkasında durduğu ve sınırın Vezirköprü’de kaldığı hikaye de bir başarı hikayesi olarak Vezirköprü’nün geçmişinde duruyordu.
Sonra Vezirköprü’ye, Vezirköprülülere hatta idarecilere bir şeyler oldu; değiştiler.
Vezirköprü Kaymakamı bir Osmancıklı iken orman sınırından %65’lik kesim Osmancık’a bağlandı.
Üstelik zamanın iktidar partisi ilçe başkanı da “ağaçlar duruyor ya ne olacak?” diyerek bu sınır değişikliğine ses çıkarmadı; tabi Vezirköprü’deki sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere diğer dinamiklerde…
Ormanlık araziden çıkarılma yasası (2B yasasının) verdiği hakla da vatandaşların güzelim ormanın her yanına serpiştirdikleri binalarla, hiç yer kalmamış ve orman zaten uçup gitmiş gibi, betonlaşmanın da bir taraftan kemirdiği Kunduz sanırım yakında sadece madene açılacak bir saha olacak.
Kunduz Vezirköprü’nün elinden akıp gidiyorken, Vezirköprü Orman İşletme Müdürlüğü’nün rekor üretimler yaparak bölgenin ve ülkenin gelişmesine katkılarının yazıldığı haberleri okuduk.
Orman İşletme Müdürlüğü’nün üretimi neydi?
Daha fazla ağaç kesmek…
Hatta üç yılda kesilecek ağacın bir yılda kesildiğini söyleyip övünen personel de gördük.
Yetkililer, yıllar içerisinde kesilenden daha fazla fidan dikildiğini söyleseler de, bir fidanın büyümesi için geçen sürede bir ormanın yok olduğunu görüyoruz.
Sonuçta Vezirköprü’den Kunduz Soğuksu’ya doğru giden hemen herkesin dikkatini çeken en hafif tabiriyle oldukça seyrekleştirilmiş bir orman kaldı elimizde.
Gidiş istikametinde sol tarafınızdaki vadinin görülmediği günlerden neredeyse ağaç kalmamış bir konuma getirildiğini seyrediyoruz.
Biz çocukluğumuzda “Vezirköprü dışından başlayan orman” hikayesini dinleyerek büyüdük sonraki kuşaklar “eskiden Vezirköprü civarında bir orman varmış” hikayesini dinleyecekler.
Artık Kunduz’a gitmeyi canım istemiyor.
Vezirköprü’yü sadece kültürel olarak değil, elindeki tüm değerlerin yok edilerek dönüştürülmesi sizin de canınızı yakmıyor mu?
Gelişme bu mu?